<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Blog &#8211; Nihal Şirin &#8211; Eğitim Danışmanı, Yazar, Sunucu</title>
	<atom:link href="https://nihalsirin.com/category/blog/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://nihalsirin.com</link>
	<description></description>
	<lastBuildDate>Wed, 26 Jan 2022 10:21:10 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=6.8.3</generator>

<image>
	<url>https://nihalsirin.com/wp-content/uploads/2020/03/6_818e601a65c87d822be68578368e6673_800.png</url>
	<title>Blog &#8211; Nihal Şirin &#8211; Eğitim Danışmanı, Yazar, Sunucu</title>
	<link>https://nihalsirin.com</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>DHARMA’YA İLETİŞİM AYNASINDAN BAKMAK &#8211; Birlikte Uyanalım</title>
		<link>https://nihalsirin.com/dharmaya-iletisim-aynasindan-bakmak-birlikte-uyanalim/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Nihal Şirin]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 26 Jan 2022 10:11:50 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Blog]]></category>
		<category><![CDATA[buda]]></category>
		<category><![CDATA[dharma]]></category>
		<category><![CDATA[iletişim]]></category>
		<category><![CDATA[şefkat]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://nihalsirin.com/?p=5963</guid>

					<description><![CDATA[DHARMA’YA İLETİŞİM AYNASINDAN BAKMAK &#8211; Birlikte Uyanalım Pandemi derdini henüz tam atlatamamış halde ‘bize ne olacak’ endişesini içimizde taşımayı sürdürürken, ekonomik buhran kapımızı çalmış, enerji sıkıntısı, yiyecek sıkıntısı, kıtlık gibi söylentiler etrafımızı sarmışken, çocuklarımızın gelecek kaygısı, iklim krizi, artan şiddet söylemleri burnumuza dayanırken Dharma pratiği yapmak ne]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p><strong>DHARMA’YA İLETİŞİM AYNASINDAN BAKMAK &#8211; Birlikte Uyanalım</strong></p>



<p>Pandemi derdini henüz tam atlatamamış halde ‘bize ne olacak’ endişesini içimizde taşımayı sürdürürken, ekonomik buhran kapımızı çalmış, enerji sıkıntısı, yiyecek sıkıntısı, kıtlık gibi söylentiler etrafımızı sarmışken, çocuklarımızın gelecek kaygısı, iklim krizi, artan şiddet söylemleri burnumuza dayanırken Dharma pratiği yapmak ne anlama geliyor? ‘Tutunmayı bırak’ diyen bu öğretiyi nasıl duyuyor ve anlıyoruz ? Kendi dünyamızdaki ve etrafımızdaki ızdıraba nasıl yanıt veriyoruz?</p>



<p>Bugün, içinde bulunduğumuz ortamın da hatalı bir sonucu olarak, kendi içine dönmüş, dünya ile temasını en aza indirmiş keşişlerden, sessizliğini büyülü bulduğumuz yalnız kahramanlardan olmak, tüm olan bitenden elini eteğini çekip, sürekli meditasyon yapan birine dönüşmek olarak yorumlayabiliriz Dharma’yı. Tüm acılara sırf bu yorumla sırtımızı dönebilir ve bunu tutunmamak zannedebiliriz.</p>



<p>Buda’nın içine çekilmeye (yani inzivaya) ve yalnız kalmaya yaptığı vurguyu Doğu toplumlarını düşününce başka bir yerden okumak mümkün (Bizim topraklarımızda bunu ülkenin kırsal kesimi olarak düşünebiliriz). Birbirinin içine geçmiş ve hiçbir mahrem alanı olmayan yaşamlarda, vurgulanan bu ‘yalnızlık’ bağlamını şehir yaşamındaki yalnızlıkla aynı terazide değerlendirmek hatalı görünüyor.</p>



<p>Ben’i önceleyen, herkesi ‘yalnız ve ıssız kahramanlar’ olmaya özendiren ve sıkıntısını alışveriş yoluyla, yalnızlığını sosyal medya aracılığı ile gidermeye çalışan hiper bireyselci insanların oluşturduğu bir toplumda inziva çok yanlış anlaşılabiliyor.</p>



<div class="wp-block-image"><figure class="alignleft size-large is-resized"><img fetchpriority="high" decoding="async" src="https://nihalsirin.com/wp-content/uploads/2022/01/Resim1.jpg" alt="DHARMA’YA İLETİŞİM AYNASINDAN BAKMAK" class="wp-image-5967" width="456" height="406" srcset="https://nihalsirin.com/wp-content/uploads/2022/01/Resim1.jpg 786w, https://nihalsirin.com/wp-content/uploads/2022/01/Resim1-300x267.jpg 300w, https://nihalsirin.com/wp-content/uploads/2022/01/Resim1-768x684.jpg 768w" sizes="(max-width: 456px) 100vw, 456px" /></figure></div>



<p class="has-text-align-left">Bu bağlamda Dharma’yı takip ettiğini düşünen bir kişi çekildiği yalnızlığı ve düştüğü duyarsızlığı öğretinin doğrulaması olarak, girdiği depresif hali de dünyadan el etek çekmek olarak yorumlayabiliyor. Bu çok hatalı bir yorumlamadır. Bu, kişinin manevi gelişiminin durması riskini taşıyabilir. Bizi donuk ve etrafında olup biteni farkında olmayan bireylere dönüştürür. Mindfulness kavramının Batı iş dünyasında bile bu kadar sahiplenilmesinin altında böyle bir şekilci hinlik yattığını düşünmeden edemiyorum. Kabuğu ör, kendi hücrene sıkış, şimdiki zamandayım, andayım, bu beni daha ‘mutlu’ bir insana dönüştürecek, daha başarılı olacağım, gerisi beni ilgilendirmez&#8230; Nefes al, nefes ver bir de kuru üzüm yediysen tamamdır.</p>



<p>Oysa, benim anladığım (ki eksik ve yetersiz olduğunu kabul ederek yazmaya devam edeceğim) Dharma, bizi yaşamdan koparmak yerine, yaşama bilgece dahil olmayı öğretir. Kendimizi ve ilişkilerimizin karmaşık doğasını anlamayı sağlar, birbirimizin ıstırabına duyarlılığımızı ve kırılganlıklarımıza karşı hassasiyetimizi güçlendirir. Dharma bilgisini derinden inceledikçe öğretinin kalbinde yatan varlıklar arasındaki ilişki ve iletişim bilgeliğine hayran oluyorum doğrusu.</p>



<p>Örneğin; Buda yola çıkışta bize ilk olarak cömertlikten söz eder. Vermenin erdemi. “Eğer cömertliğin ne kadar önemli olduğunu bilebilseydiniz, tek bir öğününüzü bile paylaşmadan geçirmezdiniz” der. Bu verme biçimi insan varlığını birbirine bağlar. Cömertlikle karşılaştığımızda ne hissettiğimizi hepimiz biliriz öyle değil mi? Kalbimizdeki sıcaklığı, zihnimizin ve bedenimizin gevşemesini, olumlu duygularımızın yoğunluğunu ve minneti deneyimleriz cömertlik karşısında. Çünkü bu karşılıklı saygı ve özene dayalı ilişkiler geliştirebilmemizin kapısıdır. Paylaşma, günümüzün bireyselleşme ve ayrışma hastalığının ilacıdır.</p>



<p>Deneyim gösteriyor ki, meditasyon pratiği, yaşadığımız, bir türden ‘gönül rahatlığı’ ile kolaylaşıyor. Bir başka deyişle kendi içimizde geliştirdiğimiz huzur, meditasyon pratiğimizde bize rahat bir zemin sağlıyor. Gerilimli bir zihin ve bedenle mindere oturmakla gevşemiş bir halde oturmanın farkını bu yazıyı okuyan ve meditasyon yapan kişiler çok net anlıyorlar eminim. İşte cömertlik ve verme erdemi yarattığı içsel atmosfer ile yalnızlığa çekildiğimiz bu zaman dilimlerini farklılaştırıyor. Cömertlik ‘öteki’ olmadan yapılabilecek bir eylem değil. Yani ilişkilerimizde dönüşüm yaratan bu faktör kendimizle ‘yalnız’ kaldığımızdaki deneyimi değiştiriyor. Vermek-gönül huzuru ve meditasyon. Bağı kurabildiniz mi?</p>



<p>Yaşamla, diğer insanlarla ve hissedebilen tüm varlıklarla temas ettiğimizde öğrenme gerçekleşiyor. Empatimiz, şefkatimiz geliştikçe bağlantımız güçleniyor. Düşüncelerimiz, niyetlerimiz, sözlerimiz ve eylemlerimiz saygıyla, hürmetle, şefkatle ve zarar vermeme anlayışıyla beslendikçe, aşılandıkça gerçeğe kökleniyoruz. Öfke, pişmanlık ve şüpheyi geride bırakmak için mümkün bir zemin oluşturabiliyoruz. Bu bize harekete geçebilecek ve çalışmamızı ilerletebilecek enerjiyi sağlıyor. Aydınlanmanın 7 faktörünü ilişkilerimiz içinde gözlemlemek ve çalışmak olası.</p>



<div class="wp-block-image"><figure class="alignleft size-large is-resized"><img decoding="async" src="https://nihalsirin.com/wp-content/uploads/2022/01/Resim2.jpg" alt="DHARMA’YA İLETİŞİM AYNASINDAN BAKMAK" class="wp-image-5965" width="409" height="517" srcset="https://nihalsirin.com/wp-content/uploads/2022/01/Resim2.jpg 313w, https://nihalsirin.com/wp-content/uploads/2022/01/Resim2-237x300.jpg 237w" sizes="(max-width: 409px) 100vw, 409px" /></figure></div>



<p>Varlığımızın birbirimize bağlı halini anlamak ve kabul etmek bilgeliğin temel taşlarını oluşturuyor. Hiçbirimiz tek başına yaşayan varlıklar değiliz. Hatta tek başına bir varoluştan bile söz edilemez. Dharma öğretisinde yol arkadaşlarına ne kadar önem verildiğini biliyoruz. Biz Dharma’yı arkadaşlarımız sayesinde, onlar aracılığı ile ve onların desteği ile öğreniriz. Bilge bir dostun varlığı, doğru anlayışın ortaya çıkmasında iki etmenden biri olabilir (diğeri de bizim ehlileştirilmiş dikkatimizdir). Burada asil yol arkadaşlarına sahip olmak kadar, hatta daha önce, kendimizi de o asil yol arkadaşına dönüştürmeyi hatırlamalıyız.</p>



<p>İlişki ve iletişimlerimize merakla ve özenle bakabilmek deneyimimizi gözlemleyebilmek demektir. Bildiğiniz üzere bizi uyanışa götüren yol aynı zamanda işleyişi anlamaktan geçer; hangi koşulların strese ve ıstıraba yol açtığını, hangilerinin sakinliğe, huzura ve şefkate yol açtığını öğrenmeye dayanır. Gözlemlerimiz güçlendikçe doğru ve ehil olanı bilinçli bir şekilde sabırla besler, hatalı olanı bırakırız.</p>



<p>Yaşamak ilişkide olmak demektir. Pratiklerimizi sürdürürken kendimize şunu sorarız; Kalbimin ve zihnimin hangi nitelikleri bu iletişimde açığa çıkıyor? Gerilim, korku, düşmanlık, öfke, kin, ihtiras ile mi şekilleniyor? Yoksa anlayış, hoşgörü, sevgi, cömertlik veya şefkat ile mi ?</p>



<p>Istırap dış koşullardan, ya da durumlardan ve olaylardan değil bizim onlarla kurduğumuz ilişkiden doğar. Dış dünya ile ilişki geliştirme biçimimiz zaman içinde bir tür şablon oluşturur. Bu şablon, alışkanlık da diyebiliriz, deneyimlerimizde açığa çıkar, her gün an ve an. Biz bunları fark ettikçe ve dönüştürdükçe kendimizle ve dünya ile ilişki kurma biçimimiz değişir, dolayısıyla ıstırabımız da dönüşür.&nbsp;</p>



<p>Şunu eklemem de çok önemli. Lütfen düşünün; hissettiğiniz acının, ıstırabın ne kadarı olayların kendinden ne kadarı ilişkilerinizden doğuyor? Ne kadarı teknik meseleler ne kadarı ilişkisel? Acılarımız çoğu zaman kişisel değildir, bir başka varlığın (insanın) etkisi, bağı oradadır. Bunu fark ederek, ilişkide ortaya çıkan yaraların yine ilişkide nasıl iyileştiğini öğrenebiliriz. Benmerkezci anlayışımızı yeniden sorgulamak ve karşımdakinin de en az benim kadar acı çeken bir varlık olduğunu hesaba katmak, anlayışı esnetmek, bu anlayış ve farkındalıkla iletişim kurmak&#8230; Bizi değiştiren bu oluyor.</p>



<p>Peki bu farkındalığı her günkü iletişimimize nasıl taşıyabiliriz? Sekiz Basamaklı Asil Yol bize net bir çerçeve sağlar aslında.&nbsp; İlk işimiz önce görüşümüzü ayarlamaktır. Zarar vermeme ilkesi, erdemlerimiz, bağımlı varoluşu kavrayabilmemiz, dört soylu hakikat bilgisi, farkındalığımız burada hep rehber. Sonra o iletişim alanına getirdiğimiz niyeti gözden geçirmemiz, niyetlerimizle, düşüncelerimizle temasımız gelir. İletişimdeki dürüstlüğümüz, kullandığımız dil ile ilgilenmemiz, sesimiz, kelime seçimlerimiz, nezaketimiz, karşılıklı ilişki halimiz&#8230; Ardından bu düşünce ve sözlerle doğan eylemlerimize dair gözlemlerimiz. Bütün bunları önemserken ortaya koyduğumuz çaba, farkındalık ve konsantrasyon&#8230;</p>



<div class="wp-block-image"><figure class="alignleft size-large is-resized"><img decoding="async" src="https://nihalsirin.com/wp-content/uploads/2022/01/Resim3.jpg" alt="DHARMA’YA İLETİŞİM AYNASINDAN BAKMAK" class="wp-image-5966" width="395" height="396" srcset="https://nihalsirin.com/wp-content/uploads/2022/01/Resim3.jpg 683w, https://nihalsirin.com/wp-content/uploads/2022/01/Resim3-300x300.jpg 300w, https://nihalsirin.com/wp-content/uploads/2022/01/Resim3-150x150.jpg 150w" sizes="(max-width: 395px) 100vw, 395px" /></figure></div>



<p>Dharma buradan çok uzaklarda doğmuş, kadim bir öğreti. Çağımızın bu zorlu gündemini taşımaya ve bu topraklardaki karmaşayla yüzleşmeye çalışırken başta sorduğum soruyu çok önemsiyorum. Kendi dünyamızdaki ve etrafımızdaki ıstıraba nasıl yanıt veriyoruz? Minder üzerindeki çalışmalarımız, kendi başına kalabilme ihtiyacımız, tefekkür, meditasyon pratiklerimiz, inzivalarımız&#8230; Hepsi olağanüstü önemli, bizi dönüştüren ve uyanışa götüren pratikler. Fakat bir yanlış anlama sonucu kendimizi hapishanemize gömüp bir de üstüne üstlük “Dharma çalışıyorum o yüzden böyle.” diyerek kendimizi kandırmayalım. İletişim kurma zorluğumuza ‘seçilmiş yalnızlık’, depresyonumuza ‘el etek çekme’ muamelesi yapmayalım. Hayata bilgece katılalım. Bırakın dharma bilgisi elimizden tutsun. Farkındalığımız güçlensin, bizi önce dünyanın acısına kulak verebilen iyi insanlara daha sonra aydınlanmaya götürsün (bu hayatta ya da sonrakilerde fark etmez).</p>



<p>Önce birbirimizi anlayalım sonra biz inzivaya girmeyiz, inziva kendiliğinden gelir&#8230;</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Yolda Yürümek</title>
		<link>https://nihalsirin.com/yolda-yurumek/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 04 Jun 2021 13:00:40 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Blog]]></category>
		<category><![CDATA[Yaşam]]></category>
		<category><![CDATA[İnsan]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://nihalsirin.com/yolda-yurumek/</guid>

					<description><![CDATA[Ne çok ‘yoldayım’ lafı duyuyoruz ve yol’a ne çok iltifat ediyoruz... Manevi yol repliklerimiz var artık.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><img src="https://s.w.org/images/core/emoji/16.0.1/72x72/1f537.png" alt="🔷" class="wp-smiley" style="height: 1em; max-height: 1em;" /> Ne çok ‘<strong><em>yoldayım</em></strong>’ lafı duyuyoruz ve yol’a ne çok iltifat ediyoruz&#8230; Manevi yol repliklerimiz var artık.</p>
<p> <img src="https://s.w.org/images/core/emoji/16.0.1/72x72/1f537.png" alt="🔷" class="wp-smiley" style="height: 1em; max-height: 1em;" /> O sözler insanın kendine teselli midir nedir? Oysa yolun şatafatlı sözlere ihtiyacı yok. Yolun sonuçları, getirip götürdükleri belirsiz. Bu, belirsizlikte ilerleme çabası, ayakların ve yüreklerin parçalanacağını bilerek gidebilmek, düşe kalka.</p>
<p> <img src="https://s.w.org/images/core/emoji/16.0.1/72x72/1f537.png" alt="🔷" class="wp-smiley" style="height: 1em; max-height: 1em;" /> Yolda yürümek ‘sadece’ yolda yürümektir bazen, zahmeti keyfini kaçırabilir. Keyfin kesintisiz olması beklentisi hatalı. Yolda yürümek papatya sarılı, meltem rüzgarlı olduğu kadar yapışkan asfalttır, çamurlu patikadır, kar küremektir, taş kaldırmaktır. </p>
<p>Ruhun karanlık gecesinde yol almaktır.</p>
<p> <img src="https://s.w.org/images/core/emoji/16.0.1/72x72/1f537.png" alt="🔷" class="wp-smiley" style="height: 1em; max-height: 1em;" /> Yolun tadını çıkarmalısın sözleri saçma gelir böyle vakitlerde kulağa, hatta zaten saçmadır.</p>
<p> Tıpkı <strong>Oruç Aruoba</strong>’nın şiirindeki gibi&#8230;<br /><em> Sahici yürüme<br /> yol açmadır&#8230;</em></p>
<p><strong><em> *Şiir, bir daha okunası&#8230;<img src="https://s.w.org/images/core/emoji/16.0.1/72x72/2665.png" alt="♥" class="wp-smiley" style="height: 1em; max-height: 1em;" /></em></strong></p>
<p><!-- strchf script --><script>if(window.strchfSettings === undefined) window.strchfSettings = {};window.strchfSettings.stats = {url: "https://bilgi-kurdu.storychief.io/yolda-yueruemek?id=1404929201&type=2",title: "Yolda Yürümek",id: "f41990bb-2dd7-43ce-863a-8b6b89642b83"};(function(d, s, id) {var js, sjs = d.getElementsByTagName(s)[0];if (d.getElementById(id)) {window.strchf.update(); return;}js = d.createElement(s); js.id = id;js.src = "https://d37oebn0w9ir6a.cloudfront.net/scripts/v0/strchf.js";js.async = true;sjs.parentNode.insertBefore(js, sjs);}(document, 'script', 'storychief-jssdk'))</script><!-- End strchf script --></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Memento Mori</title>
		<link>https://nihalsirin.com/memento-mori/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 28 May 2021 13:30:56 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Blog]]></category>
		<category><![CDATA[Yaşam]]></category>
		<category><![CDATA[İnsan]]></category>
		<category><![CDATA[liderlik]]></category>
		<category><![CDATA[yaşam]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://nihalsirin.com/memento-mori/</guid>

					<description><![CDATA[Anlatılara göre, Romalı generaller bir zafer kazanıp şehre döndüklerinde kutlama korteji kurulur ve onlar da atların çektiği bir araba üzerinde halkı selamlarmış. Bu esnada kafasındaki taç düşmesin diye biri yanında durur ve tacı tutarmış, ancak bu kişinin aslında çok daha önemli bir görevi varmış. Kendi zaferinden sarhoş olmuş, naralar atan komutana bir şeyi hatırlatmak. Generalin kulağına durmadan ‘momento mori’ diye fısıldarmış. Tekrar tekrar...]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><img src="https://s.w.org/images/core/emoji/16.0.1/72x72/1f539.png" alt="🔹" class="wp-smiley" style="height: 1em; max-height: 1em;" />Anlatılara göre, Romalı generaller bir zafer kazanıp şehre döndüklerinde kutlama korteji kurulur ve onlar da atların çektiği bir araba üzerinde halkı selamlarmış. Bu esnada kafasındaki taç düşmesin diye biri yanında durur ve tacı tutarmış, ancak bu kişinin aslında çok daha önemli bir görevi varmış. Kendi zaferinden sarhoş olmuş, naralar atan komutana bir şeyi hatırlatmak. <strong><em>Generalin kulağına durmadan ‘momento mori’ diye fısıldarmış. Tekrar tekrar&#8230;</em></strong></p>
<p> <img src="https://s.w.org/images/core/emoji/16.0.1/72x72/1f539.png" alt="🔹" class="wp-smiley" style="height: 1em; max-height: 1em;" /><strong>Memento mori; Ölümü hatırla</strong>&#8230; <strong>Öleceksin unutma</strong>&#8230; gibi bir anlama geliyor.<br />Ürkütücü değil, bilakis uyandırıcı bir ifade. Yaşam, ölümün varlığı sayesinde bu kadar değerli.</p>
<p> <img src="https://s.w.org/images/core/emoji/16.0.1/72x72/1f539.png" alt="🔹" class="wp-smiley" style="height: 1em; max-height: 1em;" /><img src="https://s.w.org/images/core/emoji/16.0.1/72x72/1f539.png" alt="🔹" class="wp-smiley" style="height: 1em; max-height: 1em;" /><img src="https://s.w.org/images/core/emoji/16.0.1/72x72/1f539.png" alt="🔹" class="wp-smiley" style="height: 1em; max-height: 1em;" /> Çok güzel Sakura resimlerine baktım bugün, mevsimi tabii&#8230; Kiraz ağaçlarının şekerli renkleri ve birkaç güne kadar dökülecek yaprakları, Dalyan sahilinde kıyıya vuran ve sönen dalgaların sesi, bir martının görkemli salvosu, gün batımındaki kızıllık, bastonuyla yavaş yavaş yürüyen teyze, pusetindeki kıpır kıpır bebek, bir dostun kanatlandıran mesajı, yüzümdeki, nemli, soluğumu zorlaştıran ve baktığım diğer her yüzde gördüğüm, kumaştan virüs duvarları maskeler&#8230; Evet onlar da&#8230; Hepsi, geçecek olanın, doğumun ve ölümün reddedilemez birlikteliğinin, çizilmiş birer tablosu gibi. Minnet duyabileceğim yüzlerce ayrıntı.</p>
<p> <img src="https://s.w.org/images/core/emoji/16.0.1/72x72/1f539.png" alt="🔹" class="wp-smiley" style="height: 1em; max-height: 1em;" />Güzele minnet duymak kolayken, zora da, zorluğa da minnet duyabilir miyiz diye şıkır şıkır bir soruyu kucağımıza bırakan her şey&#8230; Yaşamın her anında kutsanacak bir şeyin varlığını anımsatan, uyanabilmemizin ihtimalini ve her şeyin bir ‘MEMENTO MORİ&#x27; fısıltısı olabileceğini düşündüren, ‘şimdilik’ bir nisan günü&#8230;</p>
<p><strong><em>Not: Stephen Jenkinson’un ‘Bilge Öl’ kitabını okuyorum bugünlerde. Yazana, Türkçe’ye çevirenlere, basanlara saygılarımı ve şükranlarımı sunarak her sayfasında&#8230;Öyle okuyorum&#8230;<img src="https://s.w.org/images/core/emoji/16.0.1/72x72/1f64f-1f3fc.png" alt="🙏🏼" class="wp-smiley" style="height: 1em; max-height: 1em;" /></em></strong></p>
<figure class="image regular "><picture style=""><source srcset="https://nihalsirin.com/wp-content/uploads/2021/05/image_d6d04256a18f61e466dd9baf096d123d_800.jpg 1x" media="(max-width: 768px)" /><source srcset="https://nihalsirin.com/wp-content/uploads/2021/05/image_d6d04256a18f61e466dd9baf096d123d_800.jpg 1x" media="(min-width: 769px)" /><img decoding="async" style="" alt="" src="https://nihalsirin.com/wp-content/uploads/2021/05/image_d6d04256a18f61e466dd9baf096d123d_800.jpg" /></picture></figure>
<p><!-- strchf script --><script>if(window.strchfSettings === undefined) window.strchfSettings = {};window.strchfSettings.stats = {url: "https://bilgi-kurdu.storychief.io/memento-mori?id=706808033&type=2",title: "Memento Mori",id: "f41990bb-2dd7-43ce-863a-8b6b89642b83"};(function(d, s, id) {var js, sjs = d.getElementsByTagName(s)[0];if (d.getElementById(id)) {window.strchf.update(); return;}js = d.createElement(s); js.id = id;js.src = "https://d37oebn0w9ir6a.cloudfront.net/scripts/v0/strchf.js";js.async = true;sjs.parentNode.insertBefore(js, sjs);}(document, 'script', 'storychief-jssdk'))</script><!-- End strchf script --></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>İnsan</title>
		<link>https://nihalsirin.com/insan-2/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 14 May 2021 13:18:34 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Blog]]></category>
		<category><![CDATA[yaşam]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://nihalsirin.com/insan-2/</guid>

					<description><![CDATA[İnsan kelimesinin, türediği kök olarak iki sözcükten bahsedilir; bunlardan biri üns... Üns, ünsiyet, yakınlık demektir.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>İnsan&#8230; İnsan kelimesinin, türediği kök olarak iki sözcükten bahsedilir; bunlardan biri üns&#8230; Üns, ünsiyet, yakınlık demektir. Bu “yakınlık, yaklaşma, yakınlaşma” insanın diğerleriyle, hemcinsleriyle bir arada yaşamak zorunda olduğunu anlatır. Sosyal bir varlık olduğunu kabilesine, topluluğuna ihtiyaç duyduğunu ima eder, hatırlatır bize.<br /> Bir de nesy = unutmak fiilinden geldiği söylenir. Bu durumda insan, unutkan, unutan demektir.</p>
<p> Neyi unutur?.. Belkide bildiği tek hakikati&#8230; <strong>Ölümü</strong>&#8230;</p>
<p> <img src="https://s.w.org/images/core/emoji/16.0.1/72x72/1f337.png" alt="🌷" class="wp-smiley" style="height: 1em; max-height: 1em;" /><img src="https://s.w.org/images/core/emoji/16.0.1/72x72/1f337.png" alt="🌷" class="wp-smiley" style="height: 1em; max-height: 1em;" /><img src="https://s.w.org/images/core/emoji/16.0.1/72x72/1f337.png" alt="🌷" class="wp-smiley" style="height: 1em; max-height: 1em;" /><br /> Bakamadığımız gözlerdir ölümün gözleri, zannederiz ki kalabalığa karışsak bizi farketmez, saklanırsak bulamaz, gözlerimizi kaçırırsak tanımaz&#8230; Ah bu bizim trajkomik iyimserliğimiz. Oysa odadaki fildir, aldığımız nefesin bir sonrasıdır, hayatın tek bilinen gerçeğidir ölüm. Yaşamı esneten, değerli kılan en güçlü dersidir.<br /> Her ne şekilde gelirse gelsin zordur, erkendir bütün ölümler şairin dediği gibi ama en büyük öğretmendir. Onunla hayatı takdir etmeyi, kutsamayı öğrenebiliriz. Buradaki benliğimiz geçicidir, her şey gibi, dikkatli bakarsak anlarız. Ölüm bir yenilgi değil, hayatın kırılganlığını, kendi kırılganlığımızı fark etmemizi sağlayan en güçlü derstir. </p>
<p><img src="https://s.w.org/images/core/emoji/16.0.1/72x72/1f337.png" alt="🌷" class="wp-smiley" style="height: 1em; max-height: 1em;" /><img src="https://s.w.org/images/core/emoji/16.0.1/72x72/1f337.png" alt="🌷" class="wp-smiley" style="height: 1em; max-height: 1em;" /><img src="https://s.w.org/images/core/emoji/16.0.1/72x72/1f337.png" alt="🌷" class="wp-smiley" style="height: 1em; max-height: 1em;" /><br /> Oturdum&#8230; Ve bir kaç gündür olanı biteni düşündüm, uzun uzun baktım akanlara, koşullara bağlı olan kırılgan ve cüretkar halimize&#8230; </p>
<p><img src="https://s.w.org/images/core/emoji/16.0.1/72x72/1f337.png" alt="🌷" class="wp-smiley" style="height: 1em; max-height: 1em;" /><img src="https://s.w.org/images/core/emoji/16.0.1/72x72/1f337.png" alt="🌷" class="wp-smiley" style="height: 1em; max-height: 1em;" /><img src="https://s.w.org/images/core/emoji/16.0.1/72x72/1f337.png" alt="🌷" class="wp-smiley" style="height: 1em; max-height: 1em;" /><br /> Kimse kimsenin ölümünü ölemiyor, kimse kimsenin sonuna varamıyor. Kendi ölümüne, kendi sonuna kadar devam ediyor herşey. Bu kadar bilebileceğimiz&#8230; Ve bu nefis kırılganlığın yarattığı eşsiz bir müzik var, tüm kainatı saran ve son ana kadar duyabileceğimiz…</p>
<p><!-- strchf script --><script>if(window.strchfSettings === undefined) window.strchfSettings = {};window.strchfSettings.stats = {url: "https://bilgi-kurdu.storychief.io/insan-609e787902df8?id=870564420&type=2",title: "İnsan",id: "f41990bb-2dd7-43ce-863a-8b6b89642b83"};(function(d, s, id) {var js, sjs = d.getElementsByTagName(s)[0];if (d.getElementById(id)) {window.strchf.update(); return;}js = d.createElement(s); js.id = id;js.src = "https://d37oebn0w9ir6a.cloudfront.net/scripts/v0/strchf.js";js.async = true;sjs.parentNode.insertBefore(js, sjs);}(document, 'script', 'storychief-jssdk'))</script><!-- End strchf script --></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Her Şeyin Öylesiliği</title>
		<link>https://nihalsirin.com/her-seyin-oylesiligi/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Nihal Şirin]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 12 Mar 2020 11:27:13 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Blog]]></category>
		<category><![CDATA[Etkili İletişim Teknikleri]]></category>
		<category><![CDATA[hitabet]]></category>
		<category><![CDATA[Keynote speaker]]></category>
		<category><![CDATA[liderlik]]></category>
		<category><![CDATA[Meditasyon]]></category>
		<category><![CDATA[Motivasyon Konuşması]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://nihalsirin.com/her-seyin-oylesiligi/</guid>

					<description><![CDATA[Neden o dal eğilmiş, neden bu gövde bükülmüş, niye biri kalın, niçin öbürü incecik kalmış&#8230; Gereksiz sorularla öylesiliği kaçırmadan izlemek&#8230; Sadecelik, sadece, sade&#8230; Doğa konuşur, sen dinlersin&#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Neden o dal eğilmiş, neden bu gövde bükülmüş, niye biri kalın, niçin öbürü incecik kalmış&#8230;</p>
<p>Gereksiz sorularla öylesiliği kaçırmadan izlemek&#8230;</p>
<p>Sadecelik, sadece, sade&#8230;</p>
<p>Doğa konuşur, sen dinlersin&#8230;</p>
<p><!-- strchf script --><script>        if(window.strchfSettings === undefined) window.strchfSettings = {};    window.strchfSettings.stats = {url: "https://bilgi-kurdu.storychief.io/her-seyin-oeylesiligi?id=1500379310&type=2",title: "Her Şeyin Öylesiliği",id: "f41990bb-2dd7-43ce-863a-8b6b89642b83"};            (function(d, s, id) {      var js, sjs = d.getElementsByTagName(s)[0];      if (d.getElementById(id)) {window.strchf.update(); return;}      js = d.createElement(s); js.id = id;      js.src = "https://d37oebn0w9ir6a.cloudfront.net/scripts/v0/strchf.js";      js.async = true;      sjs.parentNode.insertBefore(js, sjs);    }(document, 'script', 'storychief-jssdk'))    </script><!-- End strchf script --></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Hiçkimse ve hiçbirşey göründüğü gibi değildir…</title>
		<link>https://nihalsirin.com/hickimse-ve-hicbirsey-gorundugu-gibi-degildir/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Nihal Şirin]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 26 Jan 2018 12:53:42 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Blog]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://demosite.nihalsirin.com/?p=2294</guid>

					<description><![CDATA[Hiçkimse ve hiçbirşey göründüğü gibi değildir… Hayat bize sürekli bunu öğretir durur aslında… Görünenin, gösterilenin arkasında ne var. Şefkatli zannerdersin kimilerini, zira ağzından canımı, cicimi, sevdiceğimi düşürmez, bakarsın küçücük bir kediye tekme atmaktan gocunmaz, arkasına haklı sebebini !!! yapıştırıverir ‘Ben hiç hoşlanmam kedilerden’ Öyle insanlar var ki,]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><img loading="lazy" decoding="async" class="alignnone wp-image-2313" src="http://demosite.nihalsirin.com/wp-content/uploads/2018/01/434732-3-4-24d51-300x216.jpg" alt="" width="354" height="255" srcset="https://nihalsirin.com/wp-content/uploads/2018/01/434732-3-4-24d51-300x216.jpg 300w, https://nihalsirin.com/wp-content/uploads/2018/01/434732-3-4-24d51.jpg 333w" sizes="auto, (max-width: 354px) 100vw, 354px" />Hiçkimse ve hiçbirşey göründüğü gibi değildir… Hayat bize sürekli bunu öğretir durur aslında… Görünenin, gösterilenin arkasında ne var.</p>
<p>Şefkatli zannerdersin kimilerini, zira ağzından canımı, cicimi, sevdiceğimi düşürmez, bakarsın küçücük bir kediye tekme atmaktan gocunmaz, arkasına haklı sebebini !!! yapıştırıverir ‘Ben hiç hoşlanmam kedilerden’</p>
<p>Öyle insanlar var ki, yaptıklarından elde ettiklerinden söz ederler durmadan, paraya tamah etmeyen hallerini anlatırlar susmadan, bonkördür onlar, cömerttir… Sonra 3 kuruşluk kahve parasını mesele yapıp kavga çıkarırlar. Yüzlerinde alaycı bir ifadeyle karşısındakini aşağıladığını zanneder bilmez ki aslında yere düşürdüğü kendi onurudur.</p>
<p>Güvenilir zannedersin bazılarını zira yediemin gibi konuşur, kendisinin nasıl da sadık dost olduğunu, ne denli güvenli bir zemin yarattığını anlatıp durur, sonra ilk kahve molasında arkadaşını yerden yere vurur… O arkadaş yerine kalbin kırılır.</p>
<p>Dürüst zannedersin kimi kişileri, zira en büyük değerim dürüstlük diye bar bar bağırır. ‘Ben yalana katlanamam’ sözleriyle cilalar durur cümlelerini ama kuyruğu ilk sıkıştığı anda nasıl da yalanla çıkarmaya çalıştığını görürsün o kuyruğu sıkıştığı yerden…</p>
<p>İşte bütün bu haller kalpleri yordular, öyle insanlar gördüm ki zaten yoktular…</p>
<p>Ne yapsak ne yapsak da, kendimizi bu zanlardan arındırsak.</p>
<p>Görmezden mi gelmeli, insanlık hali mi demeli?</p>
<p>Bilsek bilsek kendimizi bilsek, olmaya çalıştığımız değil de olduğumuza mı varsak?</p>
<p>Ya da boş versek öyle mi kalsak?</p>
<p>İnsanın kör noktası kendisi, göremiyor ettiklerini,</p>
<p>İş ahkam kesmeye gelince bıçak keskin, dil mahir…</p>
<p>Kabahat senin demeye dilim varmıyor ama</p>
<p>Kabahatin çoğu sende, canım kardeşim… diyor şair</p>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class="alignnone wp-image-2295" src="http://demosite.nihalsirin.com/wp-content/uploads/2018/01/Göründüğü-gibi-değildir..jpg" alt="" width="494" height="356" /></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Ben Tarnoff’un The Guardian’da yayınlanan makalesinden&#8230;</title>
		<link>https://nihalsirin.com/ben-tarnoffun-the-guardianda-yayinlanan-makalesinden/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Nihal Şirin]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 26 Jan 2018 12:12:13 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Blog]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://demosite.nihalsirin.com/?p=2291</guid>

					<description><![CDATA[&#160; &#160; Ben Tarnoff’un The Guardian’da yayınlanan aşağıdaki makalesinin özetini bulacağınız aşağıdaki yazı, bu günkü durumu harika anlatmış. Bambaşka bir açıdan çok çarpıcı bir değerlendirme… Yeni yaldızlı ve gösterişçi üretim çağı… Bak ne kadar çok çalışıyorum, bak ne kadar da üretiyorum, bak ne kadar yaratıcıyım diye bağıran…]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><img loading="lazy" decoding="async" class="alignnone size-medium wp-image-2292" src="http://demosite.nihalsirin.com/wp-content/uploads/2018/01/Gösterişçi-üretim-300x245.jpg" alt="" width="300" height="245" srcset="https://nihalsirin.com/wp-content/uploads/2018/01/Gösterişçi-üretim-300x245.jpg 300w, https://nihalsirin.com/wp-content/uploads/2018/01/Gösterişçi-üretim.jpg 638w" sizes="auto, (max-width: 300px) 100vw, 300px" /></p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Ben Tarnoff<em>’un The Guardian’da yayınlanan aşağıdaki makalesinin özetini bulacağınız aşağıdaki yazı, bu günkü durumu harika anlatmış. </em></p>
<p><em>Bambaşka bir açıdan çok çarpıcı bir değerlendirme… </em></p>
<p><em>Yeni yaldızlı ve gösterişçi üretim çağı…</em></p>
<p><em>Bak ne kadar çok çalışıyorum, bak ne kadar da üretiyorum, bak ne kadar yaratıcıyım diye bağıran… </em></p>
<p><em>Bak ne kadar sportmenim, fitim, aman da ne kadar sağlıklı besleniyorum, servet sahibiyim ama hakkediyorum diye çığıran ‘yüksek’ topluluklar…. </em></p>
<p><em>Tevazuyu unutan, sıradan olmayı başaramayan insanlar… </em></p>
<p><em>Yangın her yerde başka türlü ilerliyor ama ateş hep aynı ateş…</em></p>
<p>**************************************</p>
<p>Yaklaşık 120 sene önce, Yaldızlı Çağ* sırasında, sosyolog Thorstein Veblen “gösterişçi tüketim” terimini ortaya attı. Bu terimle servetlerini gösteriş için müsrifçe harcayan insanları kastediyordu. Aynı işe yaramasına rağmen 100 dolar yerine neden 1000 dolarlık takım elbise alınır? Verben’e göre sorunun yanıtı iktidar meselesiydi. Zenginler, ihtiyaç duymadıkları şeylere ne kadar para harcayabildiklerini göstererek egemenliklerini kanıtlıyorlardı.</p>
<p>O zamanlar radikal bulunmasına rağmen, Veblen’in gözlemi artık inkar edilemez. Aradan geçen yıllarda, gösterişçi tüketim Amerikan kapitalizminin karakteriyle iyice bütünleşti. Yeni Yaldızlı Çağ’ımız, Veblen’i eskisinden daha fazla haklı çıkarıyor. Bugünün endüstri liderleri toplumsal konumlarını özel adalar ve süper yatlarla ilan ediyorlar, yeni ABD başkanı ise neredeyse sahip olduğu her şeyi altınla kaplıyor.</p>
<p>Ancak delicesine dudak uçuklatacak kadar pahalı şeyler satın almak, modern seçkinlerin iktidarlarını ilan etmelerinin yegâne yolu değil. Yakın geçmişte, statüyü göstermenin başka bir biçimi peydah oldu. Yeni Yaldızlı Çağ’da egemen sınıfın üyesi olmak yalnızca gösterişçi tüketimi gerektirmiyor. Gösterişçi üretime de ihtiyaç duyuluyor.</p>
<p>Gösterişçi tüketim şatafata tapınmayı gerektiriyorsa, gösterişçi üretim de çalışmaya tapınmayı gerektiriyor. Ne kadar çok harcadığınız değil, ne kadar çok çalıştığınız önemli.</p>
<p>Gösterişçi üretim modası hiçbir yerde ABD’deki CEO’lar arasında olduğu kadar görünür olamaz. Günümüzün üst düzey yöneticileri, neredeyse sapıklık derecesinde çalışmaya düşkün işkolikler. Apple CEO’su Tim Cook, Time dergisine güne 03.45’te başladığını söylüyor. General Electric CEO’su Jeff Immelt Fortune dergisine 24 yıldır haftada 100 saat çalıştığını anlatıyor. Altta kalmasın, Yahoo CEO’su Marissa Mayer Bloomberg’e haftada 130 saat çalıştığını aktarıyor. Falan filan.</p>
<p>Söylemeye lüzum yok, bu kişiler ihtiyaçtan çalışmıyor. Amerikalıların büyük çoğunluğu çalışıyor, çünkü hayatta kalmaları maaşlarına bağlı. Bunun aksine Mayer, Immelt ve Cook yarın emekli olabilirler, sefa içinde bir hayat sürmeye devam edebilir ve çocuklarına hatırı sayılır miraslar bırakabilirler. Üçünün toplam net serveti yaklaşık bir buçuk milyar dolar.</p>
<p>Ancak gösterişçi üretim kişinin maddi ihtiyaçlarını karşılamasıyla ilgili değil. Sınıfsal egemenliğin bir sembolü olarak üretimin alenen teşhiriyle ilgili. Aşırı eşitsizlik çağında, “seçkinler” hem kendilerine hem de diğerlerine herkesten katbekat daha fazla servet edinmeyi hak ettiklerini ispatlamak zorundalar. Tim Cook ortalama bir Amerikalıdan yaklaşık yüzde beş yüz bin daha zengin, ama sabahları 03.45’te kalkıyor. Gösterişçi üretimin alametifarikası da bu: Egemen sınıf, varlığını insanüstü gayretlerini teşhir ederek meşrulaştırıyor.</p>
<p>İroni ise yorucu mesailerin sadece seçkinlere ait bir olgu olmamasında. Ne münasebet. Bahtsız birçok Amerikalı, yaptıklarını ilan etmek için daha az teşviğe ve fırsata sahip olmasına rağmen, benzer bir üretimi icra ediyor. Ecomomic Policy Institute (İktisadi Politika Enstitüsü) tarafından yakınlarda yapılan bir çalışmaya göre, Amerikalı işçiler geçtiğimiz birkaç on yıla kıyasla çok daha uzun süre çalışıyorlar. Bilhassa da kadınlar, zenciler ve yoksullar. Yoksul bir zenci kadın 1979’a kıyasla 2015 yılında 349 saat daha fazla çalışıyor. Nedeni basit. 1970’lerden bu yana ücretler neredeyse hiç artırılmadı, bu da işçilerin artık ihtiyaçlarını karşılamak için daha fazla çalışması gerektiği anlamına geliyor.</p>
<p>Asgari ücretle uzun saatler çalışan bir kadını çalışmaya aynı süreyi ayırıp yılda 30 milyon dolar kazanan kadınla karşılaştırın. Biri karnını doyurmaya çabalıyor, diğeri gücünü ve saygınlığını duyuruyor. İkincinin çalışması şart değil, ama on bin dolarlık bir çanta da ihtiyaç değil. Gösterişçi tüketim durduk yere para harcamayı göklere çıkarıyorsa, gösterişçi üretim de gereksiz çalışmayı kutsuyor. Gösterişçi üretim de tüketim de aşırılıkla gülünç duruma düşerek egemenliği tebliğ ediyor.</p>
<p>Hatta gösterişçi üretim farklı biçimler alabiliyor. Yarın emekli olabilecek kadar parası olmayan insanlar, bu üretimin farklı biçimlerine tutunabiliyor ve bahşettiği seçkin statüden hoşlanabiliyor. Zenginlerin savurganlığının öfke yerine hayranlık uyandırması Veblen’in en etkileyici savıydı. Diğer sınıflara mensup insanlar zenginleri ellerinden geldiğince taklit ediyordu: Orta sınıftakiler bir demiryolu baronu gibi yaşayamazdı, ama toplumsal konumlarını yükseltmek için birazcık şatafatın keyfini sürebilirlerdi. Aynı kural gösterişçi üretim için de geçerli. Çoğu Amerikalı CEO-tarzı aşırı çalışmanın çürümüş mertebelerine asla erişemeyecek, ama çalışmayı bir fetiş hâline getirebiliyorlar.</p>
<p>Boş vaktinizi işe dönüştürmenin bir yolu da “kendinizi geliştirmek”. Bunun en açık örneği ise kentli çalışanlar arasında bir mecburiyete dönüşen spor. Spor salonları, kişisel gelişim ve arınma mesaisinin artık faturaları ödemeyecek hâline gelene kadar sürmesini sağlayan mekânlar. Bu salonlar, sağlıklı içecekler ve organik yiyecekler satan dükkanlardan oluşan bütünleyici bir ekosistemin yanı başındalar, böylece insanlar kendilerini gerçekleştirmeye güç bulabilmek için doğru yakıta erişebiliyorlar.</p>
<p>Tüm bunları yapmanın gerekçesi de “sağlık”. Ancak hâli vakti yerinde Amerikalıların büyük çoğunluğunun spora harcadığı zaman, sağlıklı olmanın gerektirdiklerini ziyadesiyle aşıyor. Çünkü günümüzde fitness ve beslenme diyetlerinin karmaşık iddiaları nihayetinde vücut sağlığıyla ilgili değil. Bu iddialar sınıfsal egemenliği ifade etmek üzere tasarlanıyorlar. İkinci Yaldızlı Çağ’da bir insanın ait olduğu vergi dilimini fiziksel özelliklerine bakarak hesaplayabilirsiniz, sınıfsal konum vücutlara yazılmış durumda. Daha zengin vücutlar sadece daha zayıf değil, her bakımdan kaslı da. Hepsi de muazzam, doğrusunu söylemek gerekirse gereksiz yere harcanmış çabayı yansıtıyorlar.</p>
<p>Ama gösterişçi üretime katılmak için bir CEO olmanıza gerek yok. Teknoloji, herkesin her şeyi üretkenlik için bir fırsat olarak görmesini sağladı. Uyku sürenizi hesaplayabilirsiniz, sex hayatınızı ve adımlarınızı FitBit ile, çekiciliğinizi Tinder ile, ne kadar hazırcevap olduğunuzu Twitter ile, popülerliğinizi ise Facebook ile ölçümleyebilirsiniz. Kişiliğinizi, denetlenebilir, analiz ve optimize edilebilir bir veri akışı panosuna dönüştürebilirsiniz. Hayatınızı bir fabrikaya çevirebilirsiniz, üstelik mecazen değil. Kendinizi üreterek başkaları için ekonomik değer yaratabilirsiniz. Bu platformlarda harcadığınız zaman karşılığında ücret almıyor olabilirsiniz, ama geçirdiğiniz zaman bu platformların sahibi şirketlere büyük cirolar sağlıyor.</p>
<p>Gösterişli üretimin özelliği bu. Sadece aşırı çalışma kültürünü yaratmakla kalmıyor, giderek azalan boş vaktimizi de ekonomik açıdan üretken hâle getiriyor. Kaçış yok. İster bir şirket için veya ister kendimiz için çalışalım, fark etmez. Sürekli çalışıyoruz. “Sekiz saat iş, sekiz saat istirahat, sekiz saat ne istersek o”, bundan 100 yıl önce sekiz saatlik iş günü talep eden ilk işçilerin marşıydı. Bu ayrım artık anlam ifade etmiyor. Uykumuz bile üretkenlik puanlamasında hesaba katılıyor. Girişimci asla işini bırakmıyor.</p>
<p>İşçi hareketinin eski sloganı ütopik bir bilim kurgu romanı gibi duyuluyor. Çok daha az çalışmanızı talep eden bir toplum hayal edin. Yoksulların var olmak için zenginlerin de servetlerinin değerini göstermek için ölesiye çalışmak zorunda kalmadığı, zenginin ve yoksulun hiç var olmadığı bir dünya hayal edin.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Anlamak Zorundayız&#8230;</title>
		<link>https://nihalsirin.com/anlamak-zorundayiz/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Nihal Şirin]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 26 Jan 2018 11:52:19 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Blog]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://demosite.nihalsirin.com/?p=2286</guid>

					<description><![CDATA[&#160; &#160; Batı dillerinde anlamak filli durmak fiili ile köklenir, örneğin Almanca’da stehen durmak, verstehen anlamak demektir. İngilizce’de standing durmak, understanding anlamak demektir… Anlamak zorundayız… Anlamak zorundayız, buranın acı dolu bir yer olduğunu. Acıdan kaçamayacağımızı ama acıyı sonlandırabileceğimizi anlamak zorundayız… Anlamak zorundayız aslında uykuda olduğumuzu, her gün]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Batı dillerinde anlamak filli durmak fiili ile köklenir, örneğin Almanca’da <em>stehen</em> durmak, <em>verstehen</em> anlamak demektir. İngilizce’de <em>standing</em> durmak, <em>understanding</em> anlamak demektir…</p>
<p>Anlamak zorundayız…</p>
<p>Anlamak zorundayız, buranın acı dolu bir yer olduğunu. Acıdan kaçamayacağımızı ama acıyı sonlandırabileceğimizi anlamak zorundayız…</p>
<p>Anlamak zorundayız aslında uykuda olduğumuzu, her gün uyananın yalnızca bedenimiz olduğunu, bilincimizinse daimi olarak uykuda kaldığını… Onu uyutan <em>birşey</em> olduğunu, o şeyin asla ama asla uyanmamızı istemediğini anlamak zorundayız. Gözlerimiz kapalı, kulaklarımız kapalı, ellerimiz, dillerimizin kapıları kapalıdır anlamak zorundayız… Boşluğa çizilen çerçeveyi kırmak zorundayız.</p>
<p>Anlamak zorundayız, vaktimizin çok ama çok kısa olduğunu, oyalanmak için geçirilecek saatlerimizin olmadığını, yangının gün be gün ilerlediğini ve zamanın asla geri gitmediğini, en azından bizim için…</p>
<p>Anlamak zorundayız, içimizdeki huzursuzluğu ve o huzursuzluğu daimi olarak görmezden geldiğimizi. Kendimizi eylediğimizi. Düşüncelerin, duyguların, hislerin ve kavramların bizim olmadığını, bize yapıştıklarını, yapıştırıldıklarını, bunların ‘biz’ olmadıklarını anlamak zorundayız…</p>
<p>Anlamak zorundayız, koşullara bağlı bir varoluş biçiminde debelendiğimizi ve o koşulları yırtıp geçmenin bir yolu olabileceğini ama o yolun ancak ve ancak yürüyenlere kendini göstereceğini anlamak zorundayız. Ne kafamıza düşecek bir taş var, ne boru var çalacak, ne güneş var batıdan doğacak, sadece yol var, engebeli, zorlu… Cesur olmak zorundayız.</p>
<p>Bize ışık tutan en ufak bir parça, bir zerre bile olsa, ona bakabilme gücümüzün olması gerektiğini anlamak zorundayız. Cesareti, şefkati, cömertliği ve alçakgönüllülüğü hatırlamak, dahası bunlar için yaşamak zorundayız. Bugün hatırlamanın zamanı olmalıdır. Unuttuğumuzu anlamak zorundayız.</p>
<p>Bu büyük unutmanın bizi suyun altında tuttuğunu ve aslında hayatlarımızı nefesimizi tutarak yaşadığımızı kavramak zorundayız. İşte şimdi yeniden nefes almayı istemek, çok istemek, çok çok istemek zorundayız. Ancak nefes almadığımızı farkedebilirsek ve nefes almayı istersek, çok istersek o zaman bir çıkış…</p>
<p>Anlamak zorundayız.</p>
<p>Koştuğumuzu, nereye koştuğumuzu bilmediğimizi anlamak zorundayız.</p>
<p>Anlamak için <strong>durmak</strong> zorundayız.</p>
<p>Anladığımızı sanmayı bırakmak zorundayız, hurafelerin, varsayımların kapılarını kilitleyip, anahtarını savurup atmak, yalana dolana iman etmeyi bırakmak zorundayız. En büyük yalan olan ‘Ben’e iman etmeyi bırakmak zorundayız. İman kelimesi ‘emin olmaktan’ gelir, emin misin diye sormanın vaktidir. Bunun sen olduğuna emin misin? Ya da belki; Sen kimsin?</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
