OKUYUCU YORUMLARI

Sevgili Nihal

haftasonu sakin sakin,bach esliginde bitirdim kitabını..üzerini cizerek,begendigim kısımları isaretleyerek.kızmazsın umarım..düsünceler senin ama kitap benim..
edebi yönden değerlendirecek kadar yetkin ve cüretkar degilim elbette ama bana hissettirdiklerini yorumlamak da bir okur olarak hakkım ve görevim.aslında bir bütün olarak degerlendirme,yorumlama da denemez buna..saptamalar sadece.
yazdığın yüzlerce cümle içindce gerçek 'sen'i ortaya koyduğunu düşündüğüm cümleler çıkarıp işaretledim kendimce.Biraz da kıskandım bunları benim yerime ifade ettiğin için gizliden gizliye.kıskandım hislerimi hisseden başka birisi daha olduğu için.kimisi sevinir paylaşmaktan.garip bir duygu ama kimi okur da kıskanır yazarı..
yazacağım şeyler çok fazla eleştiri niteliğinde olmasa da yine de kendimi deninle kitabın çıkmadan önce bir şekilde(dedikleri gibi sanal ortamda..)çarpışıp temas etmiş bir tanıdık olarak görüp,bu tanışıklığa güvenerek yazıyorum.
öncelikle teşekkür ediyorum..soruları tekrar sorduğun için,nedenleri ifade eden cümleleri tekrar,ama kendi dilinde kurduğun için.tüm bu sorular,sorunlar ve nedenlerden oluşan hayat çorbasını kendi tarzınla pişirdiğin için.

II
'çevirmişsin 'tersine olanı' I 'olan'ı tersine çevirmişsin
ya da ayna koymuşsun olan'ın önüne
ve yansıman olmuş artık senin, 'olan' dan sonrası
ya da yansıman olmuş artık, 'senin olan' dan sonrası
sızmış sayfalarının içine...

sorular dedim ya yukarıda..sorular ve sorunlar..nedenler..peki ya cevaplar?
cevaplar bulunamaz.nedeni bilmek ya da bulmak da sorunu çözmez.zaten öyle bir kaygının olmadığı ortada.ama dedim ya teşekkürler tüm bunları ortaya yalın ve açık(aynı zamanda karmaşık ve derin) bir biçimde sunduğun için.

tuz,biber ve su en beğendiğim bölümlerdi.yapım gereği belki de.en iyi yazdığını düşündüğüm bölümler.en iyi yaşadığını düşündürten bölümler aynı zamanda..
kedi hüzünlü görünmese de yine de hüzünlü,etkileyici ve başarılı bir çözümleme bence.kedi olmayı isteyip istememe sorunsalı ise aslolan ve aşk varolduğundan beri varolan kilit mesele..aşkın sebei belki de..cevabı olmayan ama sebep olan, ama aynı zamanda kendisinin de sebebi olmayan bilmemkaç bilinmeyenli bir denklemin bilinmeyen ve bilinmeyecek olanlarından birisiydi..
inkar edilemez,ama kabul de edilemez, sadece sindirilmesi gereken sert bir lokma,üzeri örtülüp unutulmaya çalışılacak olan bir gerçek,beraberinde kırgınlık,yenilmişlik ve hatta aşağılanma gibi duyguları da getiren bir mesele..yani 'sen elmayı seviyorsun diye,elmanın da seni semesi şart mı' mevzusu..keşke şart olsaydı..

süzgeçlerden birinde 'yaşamanın içinde yarattığı boşluğu doldurmanın tek yolu, boşluğu yaratanın yaşam olmadığını fark etmektir' demişsin..ya da naçizane 'yaşam olduğunu inkar etmek ya da senin sevdiğin gibi bilip de bilmezden gelmektir(tecahül-ü arif) diyebilir miyiz acaba?tabi buna 'sen öyle düşünüyorsan kendin yazar söylersin kardeşim.beni alakadar etmez' de diyebilirsin.
'önemli olan dertlerden uzak durmayı nasıl başardığınız değil,başınız derde girdiğinde üstesinden nasıl geldiğinizdir' demişti yazar..ama bence de aslolan başı derde girene kadar umursamaz olmaktır..hatta girdikten sonra bile..
bu noktada seninle hemen hemen aynı paralelde olduğumu görüp en azından elem' verecek hazlardan kaçacaksın' ı düstur edinmiş bir epikürist(kızacaksın ama türkçesini de yazdım,güzel durmadı inan..) olmadığını düşünüyorum.(bakınız sayfa 131-seviyorsun).haz almak için elem yaratacak kadar deli de değilim ama elemlerden garip bir haz almayı bildiğimi ve sevdiğimi söyleyebilirim en azından..
pek çok paylaşılacak şey var aslında yazdıklarınla ilgili..'hah işte tam da böyle ifade edilirdi' dedirten cümleler oldukça fazla kendi adıma..tutarlı saptamalar var..duyguları tam canevinden yakalayan çağrışımlar var..bir de...
bir de bir koku var..tam olarak tanımlayamadığım..hiç duymadığım daha önce..bulanık değil ama..sanki benim hislerim gibi ama benim yüreğimden çıkma değil..sanki yaşadığım aşklar,acılar gibi ama bana ait değil..sanki çok tanıdık ama benim değil..ismini koyup adlandıramadığım bir koku var..belki dost ya da arkadaş gibi ama gördüğüm değil...

hoşçakal...


...........................................

Sevgili Nihal,

Yaşadıklarımıza dönüp baktığımızda görünen ne? Bir ‘keşkeler manzumesi’ mi? Komik bir çizgi film mi? Görmek kolaydır ikisini de, hep nerden baktığımızla değişir resim. Sonra anlatmaya kalktığımızda sözler hep daha büyüktür yaşadıklarımızdan. Sözler ve sözcükler büyütür anlamı veya boşluğu. Bazen diyorum ki, yazmayı bırakıp yaşamalı, bazen yaşamaya ara verip yazmalı. Yazarken yaşamalı. Bazen de hatırlamalı; bu bir rüya… Sonunda sıcacık bir çorba içemeden uyanmak da var… Bu kitap benden, benim olduğumdan çok daha büyük. Bugüne kadar, tüm sese dönüştürmüş olduğum veya dönüştürebileceklerimden fazladır yazıya düşen… Aslında, ne düşündüğümüz kadarız, ne yazdığımız kadar, sadece yaptıklarımız kadar…
Bu kadar kısa ,yaşadığımız ve yaşattıklarımız aslında yıllarca üzerine düşündüğümüz planlar yaptığımız ve adına hayat dediğimiz koşturmaca basit ve ciddiye alınmayacak kadar rahat yaşamalı..
Kısa özgeçmişini okuduğumda aslında çok farklı hayatlar yaşamış olduğunu görüyorum ve yazdıklarını birkez daha bu gözle okuyorum,birazdan yemek için capitol e gidicem bakalım d&r da bulabilecek miyim kitabını,neler yaşamış ve neler anlatmışsın
Bir kez daha gönülden tebrik ediyorum,teşekkürüm sana aslında hiçbirşey için geç olmadığını bana hatırlattığın için...
Bu yoğun günlerinde optimist yapından birşey kaybetmemen dileğiyle,
Sevgilerimle
Çağatay

...........................................

Günaydın Nihal Hanım,

Adını verdiğiniz kitabınız için Van'dan gelir gelmez Palme Kitabevi'ne gittim. Doğruca kasaya yöneldim. Çünkü orada yeni çıkan ilk 5 kitap bizleri bekler oluyor. Sizin kitabınız yok. Şöyle bir etrafı dolaştım, kitap yok.
Bilgisayarın başındaki çocuğa gittim, tarama neticesi kitap yok.
Ama beni severler, boş çıkmayım diye -Abla çorba tarifleri var ister misin? dediler.
Üç gün sonra DOST Kitabevi'ne gittim. Hayatımız Ço dedim, kitabı şak diye elime tutuşturdular. Ya kitap 3 günde popüler oldu, el kitabı niteliği kazandı ya da başka bir şey.

Kitabımızı alıp, 10 yaşındaki oğlumla ÖZSÜT'e gittik. 2 Sütlaç ısmarladıktan sonra ben kitaba kaptırmışım. Uzaktan oğlumun -Anne neden gülüyorsun?
sorusuyla kendime geldim ki, benim sütlaç bitmiş. Kim yedi? Ben mi?
Hatırlamıyorum.

Açık söylemek gerekirse şu sıralar ben çorbayı kestirdiğimi düşünüyorum.
Uranüs, Jüpiter, hani gezegenler var ya. Hiç anlamam ama, yerlerini değiştirseler diye dua ediyorum. Hani derler ya Mars'ın ters açı etkisindesin falan. Bi kımıldasalar her şey yoluna girecekmiş gibi geliyor.
Çorbaların en özen isteyeni Yayla dır. Unu, yumurtayı terbiye edip yoğurtla kaynayana kadar karıştıracaksın. Kaşığı elinden bıraktığın anda kesiliverir.
Ben yoruldum yahu.

Kitap bitti. Düşüncem: Beden Küçük, Ruh Büyük. İnanıyorum ki, çok yakında yeni kitaplarınız çıkacak. Doğru söyleyin elinizin altında taslaklar, yeni projeler var. Beklemeyin. Özellikle şu kısım güzeldi demek zor, hepsi güzeldi.

Ben kim miyim. Hani şu sunum anında elini kolunu nereye koyacağı bilemediği için mola isteyen, düzgün konuşayım çabasıyla -kitabınızın sayfası kaç tane? gibi özlü soruyu soran tombul hanım.

Selamlar, sevgiler

Handan K.
TOBB Kütüphane Müdürü

...........................................

Sevgili Nihal,

Bugün gruba senin kitabını yazmak niyetiyle açtığımda mesajını gördüm, geçen gün d&r da gezerken rafta kırmızı bir kitap gözüme çarptı hayatımız çorba bir çırpıda okudum gerçekten çok güzel olmuş ellerine sağlık gurur duydum

sevgilerimle

Ulunay T.

...........................................

Selam Nihalciğim,

Kitabın için değerlendirmemi istemişsin. Niye yalnızca kitabın, bence bu kitaptan sonra seni değerlendirmek gerek :)) Şaka şaka... Ben diğerleri gibi, "Durumuna doktorun ne diyor" tarzında basit bir yaklaşım içinde olmayacağım. Bana kalırsa çok güzel... Eline, kalemine, yüreğine sağlık... Hayata ve getirdiklerine ilişkin görüşlerine kaç kişinin katılacağını bilemiyorum, çünkü "akıllı, potansiyel sahibi, ama yine de 'daha iyisi olabilirdi' "diyen bir insanın düşünceleri. Eh, bu tür insanların azlığına dikkat edecek olursan hadi hadi toplumun yüzde 3-5'i aralığında bir yandaş edinebilirsin.

Kitabında takıldığım sayılı noktalar ise şunlar:
Birincisi Türkçe'ye ilişkin... Türkçe'nin katılan yabancı kelimelerle günden güne köreltildiği konusunda seninle aynı fikri paylaşıyorum. Ama yazında Arapça kökenli kelimelerin çokluğu dikkatimi çekti. Burada bir çelişki var gibi geliyor bana. Tamam... olsun ki; Arapça kökenli kelimeler Türk Dil Kurumu, "Hadi bakalım sizin için güzel bir dil yaratalım" demeden önce varmış; ve biz, Arapça kökenli kelimelerin gerekliliğini savunuyormuşuz... O zaman da 'inceltme işaretlerine hak ettiği önemi göstermeliyiz' diye düşünüyorum.
(Not: Bu benim de çoğu kez fırça yediğim bir konu... Türkiye Yazarlar Sendikası Genel Başkanı Cengiz Bektaş, yazdığım ilk romanın taslağını değerlendirmesi için sunduğumda bana bunları söylemişti. Ve eklediği birşey daha vardı: "Kalıcı olmalarını istiyorsan, yazınını bundan kırk yıl sonra da okuyanların anlayabileceği bir dille kaleme al!" Bunu bir eleştiri değil, paylaşım olarak değerlendirmeni isterim.

İkinci olarak:
Şu Taksim'deki dilenci kız öyküsü (ki tanımlamandan anlaşıldığı kadarıyla bir Çingene kızı olmalı. En azından ben böyle algıladım.) hiç aklından bile geçirmediğine inandığım halde, "Çingeneler'in kumpaslarından uzak durun; aman aldanmayın!" mesajına dönmüş. Yani yazının akışı olayı genelleştirmiş.

Üçüncü olarak:
Bu kitabı hemen ortadan kaldır! Çünkü "evde kalmayı" garantilemiş gibi görünüyorsun. Yahu arkadaş, erkek milleti kafası bu kadar çok çalışan bir kızla evlenmekten korkar. :)))

Kendine iyi bak, öpüyorum... İnşallah yazdıklarımla seni incitmemişimdir. Çünkü bir kitap yazmanın ne kadar sancılı bir iş olduğunu bilenlerdenim; hele ki, kendinle yüzleşiyorsan.

Eline sağlık... Devamını bekliyorum.

...........................................

Sayın Nihal Hanım

aslında bu satırları yazıp yazmamakta epeyce kararsızım..cümlelerdeki özensizliktende ne kadar umutsuz oldugumu rahatlıkla anlarsınız sanırım..

ben akdeniz üniversitesi son sınıf ögrencisiyim. bir kitap yazıyorum..konusu anlatımı kurgusu herşeyi bana ait bir kitap..vede şu ana kadar rasladıgım en iyi kitap (bu benim düşüncem tabi) sizden nemi istiyorum şunu.. çevremdeki insanlar ya dünya işine çok dalmış yada çok boş vermiş kişiler.
yani yaptığım işi anlatsam sanırım hiç biri farkında bile olmadan ben kitabı bitirmiş olacam. siz bir yazarsınız hatta sevdigim farklı gördüğüm bir yazar...benim şuan
geçtigim zor dönemeçten yıllar önce geçmiş bir yazar...

banaaa yaaardııııım edin lütfennnnnnnnnnn...

TUĞRUL Y.
AKDENİZ ÜNİVERSİTESİ....GÜZELSANATLAR FAKÜLTESİ
ANTALYA...

...........................................

Sayın Nihal Hanım,

Kitabınızı bitirdim. Kitapta hoş bir cıvıltı var; her telden ama tellerin birbirine değmeden çıkardığı kulağa iyi gelen ses gibi… Değinilen her konu; yaşamımızdaki, içsel ve dip acılarımızın küçük küçük anlatımı. Konuları daha çok derinleştirmeye gerek var mı diye düşünülen ama zaten derinliğe parmak basan anlatımlar ve yaşanılanlar. Sayfa sayfa baktığım zaman, hep bildiklerimiz ama hiçbir şey yapamadıklarımızdan oluşan bir sürü karmaşa. Okuduğunuz kitapları okumuş olmam, sizi daha iyi anlamamı sağladı.
Gençliğinizin güzel gözlerini, dinleyen kulaklarını, hisseden ve sindiren yüreğini kutluyorum.
Sevgilerle,
Zahide E.

TEŞEKKÜR EDERİM....