KEDERLENİRİZ, AĞLARIZ, KORKARIZ, KISKANIRIZ, HÜZÜNLENİR ÜZÜLÜRÜZ…
ÜZÜLMEK GEREK
(TUZ)

Hüzünlü yazılar

HÜZNE DAİR

Ey hüzün, kapıya her gelişinde açmalı mıyım, döndürmeli mi tokmağı her çalışında? Yoksa ‘Çok sıklaştı gelişlerin, misafirin iyisi az uğrayandır’ deyip kovmalı mıyım seni? ‘İçerde neşe ve ben oturuyoruz sonra gel’ diye seslenmeli miyim?. Tadını çıkarmaya mı çalışayım yoksa ‘adını çıkarmaya’ mı? ‘Şımarık bir çocuktur o, yüz verdin mi astarsız duramaz’ diye bağırmalı mıyım? Seni def mi etmeli, buyur mu bilemedim. Senden öğrendiklerimi de kimselere diyemedim. Öğretmenim hüzündür demek ne zor sen bilir misin? Nerden bileceksin, hiç kendinle yalnız kalmadın ki… Yüzdeki çizgi, saçdaki ak, damardaki tıkanıklık, gözdeki bulanıklık hep senin eserinmiş, korkuyla üvey kardeş olduğunu da saklarmışsın duyduğuma göre… Bir melodonin arasına, hanımeli kokusuna, resimlerin arkasına saklanma. Kendini saklama hüzün, aç perdeyi, aç görünsün yüzün…

AYNI

Her sabah aynı yataktan kalkıp aynı dolabı açıyor ve aynı elbiselere aynı uykulu gözlerle bakıyorum. Aynı lavaboda elimi yüzümü yıkıyor aynı yüzü kuruluyorum. Aynı tarakla saçlarımı tarıyorum. Aynı saçlarımı. Aynı apartman merdivenlerinden inip aynı arabaya biniyor aynı koltuğu düzeltiyor aynı aynaları kontrol ediyor ve aynı arabayı kullanıyorum. Aynı yollardan aynı işyerine geliyorum. Aynı masaya oturup her sabah aynı kahvaltıyı yapıyorum. Kepek ekmeğine kaşarlı tost. Aynı sigarayı içiyorum ardından. Aynı bilgisayarı açıyorum. Aynı pencereden hem yaşama hem manzaraya bakıyorum. Aynı manzaraya bakıyorum. Aynı ağacı görüyorum. Cama yüzümün yansıması aynı ışıkta hep aynı oluyor. Aynı insanlara günaydın diyor aynı insanlarla aynı konuları konuşuyorum. Aynı masada oturuyorum ve masadaki hep aynı sandalyede...Aynı içeceği içiyorum diet cola. Aynı sigarayı tekrar tekrar aynı şekilde yakıyorum. Aynı salatayı yiyorum her gün öğle yemeğinde. Yine aynı masada aynı kişilerden telefon alıyorum aynı kişilere telefon açıyorum. Aynı kişilerin beni aramasını ümit ediyorum. Aynı mücadeleleri veriyorum hergün, aynı kavgalar içimdeki. Aynı müzik setinden aynı şarkıları dinliyorum. Aynı kızgınlıkları yaşıyorum. Aynı kararları alıyorum her gün ve her akşam aynı kararları yerine getirememenin kızgınlığı ile aynı eve aynı yollardan dönüyorum. Aynı şeyleri bekliyorum. Aynı şekilde bakıyorum hep kendime, aynı şeylerden şikayet ediyorum. Eritmem gereken yerim hep aynı. Vücudumu hep aynı şekilde eleştiriyorum. Aynı şeylerden korkuyorum.

Aynı aynı aynı... Değişiklik diye bir şey var mı? Yoksa tüm bu ‘aynılar’ her gün değişiyor mu aslında. Heraklet’in dediği gibi gerçekten bir nehirde iki kez yıkanman mümkün değil mi? Ben dün var olan kişi miyim? Yoksa değil miyim? Neyi değiştirmem gerekiyor? Hayatımı mı? Hayatım bu benim. Bakış açımı mı? Neye hayata mı? Bakış açımı değiştirince değişecek mi tüm bunlar? Peki nasıl değişecek bakışım? Aynı gözler değil mi sahip olduklarım? Açı mı? Aynı yerde durduktan sonra nasıl değişecek açı? Yerimi mi değiştirmeliyim? Duruşumu mu? Daha dik mi durmalıyım? Daha çok soru mu sormalıyım? Diyelim ki sordum. Yanıtını bulmalı mıyım? Yoksa sadece sormam yeterli mi? Yanıtını bulamazsam niye sorayım o zaman? Yanıtı mı arıyorum, soruyu mu? Yoksa hiç yanıtlanmayanı mı? Ben’I mi, sen7I mi O’nu mu? Neyi arıyorum ya ben?

Süzgeç:
Yaşamanın içinde yarattığı boşluğu doldurmanın tek yolu, boşluğu yaratanın yaşam olmadığını farketmektir.

NEYİ ARIYORUZ?

Neyi arıyoruz?

Kendimizi
Mutluluğumuzu, huzurumuzu, görevimizi
Parayı, sarayı, evi, arabayı, arsayı
Karıyı, kocayı, yeşili, sarıyı
Kardeşlerimizi, paydaşlarımızı, soydaşlarımızı
Güvenimizi, denizimizi, seramızı, gökyüzümüzü
Yüzümüzü, maskemizi
Aşkımızı, sevgimizi, dostluğumuzu, dostlarımızı
Başlangıçlarımızı, bitişlerimizi,
Özeşlerimizi
Kendimizi

Neyi?

Süzgeç:
Korkuyu yenmek için korkunun gözlerinin içine bak diyor ya insanlar işte bu yüzdenmiş aynadaki uzun sohbet!

Süzgeç:
Korkularımızın peşinden giderek varacağımız sonuç daha fazla esaret, hayallerimizin peşinden gidebilmemiz için gereken ise daha fazla cesaret. Aradaki fark yalnızca bir tek harf ‘c’ gibi görünse de, C tamamlanmamış dairedir. Bana tamamlanmamış ‘ben’i hatırlatıyor. Ben’i tamamlamak için toparladığım her parçam bana cesaret verir. Her reddetiğim parçamsa, başka insanların yüzlerinde, beğenmediğim, aşağıladığım olarak karşıma çıkar. İşte o zamanlarda daha çok kendime yaklaşmayı ve farkettiğim eksikliğimi bir parçam olarak kabul etmeyi seçmeye çalışırım. İnsan kendinde olmayanı sevemez, kendinde olmayandan nefret de edemez çünkü insan kendinde olmayanı farkedemez.