MERAK EDERİZ, HERŞEY İÇİMİZE GİRER, ETRAFIMIZDAN DÖNER, ÖĞRENİRİZ.
ÖĞRENMEK GEREK

(ANA MALZEME: DOMATES, MERCİMEK, HUBUBAT…)

BİLGİYE DAİR

Bilginin sana ne yapmasına izin veriyorsan ancak o kadarmışsın!

Ey bilgi! Yaşatacaksan gir DNA’larıma, öldüreceksen uzakta kal.
Yenileyeceksen gel diyarlarıma, uzaklaştıracaksan güzelden, dur!
Promete yapacaksan zincirlenmeye razıyım, Atlas’sa taşıyamam bil!
Sonsuzluğu göstereceksen al beni, ‘Onsuzluğu’ yaşatacaksan sil!
Çoğaltıp coşturacaksan ver elini, çıldırtıp sindireceksen bırak!
Yüreğimi hafifleteceksen bekliyorum, kalbimi kıracaksan gidiyorum!
Seninle küçülmeyi öğreneceksem kapım açık, aynada dev göstereceksen kilitli!
Beni bana karıştıracaksan severim, başkalarıyla yarıştıracaksan kaçarım bilgi…
Bilmem anlatabildim mi? Okumama yardım et alemi, yok devirip dağıtacaksan – ki maharetin büyüktür- çek arabanı!

RÜYALAR, VAZGEÇİŞ VE KAPI MESELESİ

Hepimizin rüyaları vardır. Hepimiz aslında özel olduğumuza inanırız içten içe. Sonra hayat üzerimize üzerimize geldikçe bunun gerçek (veya gerçekçi) olmadığını düşünmeye başlar ve bu kez de hayatın çekilmez olduğuna inanırız. Zordur, bitirmiştir, tüketmiştir hayat bizi ve bizim gibileri. Bazı imtiyazlılar, baştan şanslılar içinse durum böyle değil, diye düşürünüz. Sonra geldiğimiz nokta, ‘Yaşam acılarımızla benzerlikler kurduğumuz insanlar ordusunun oluşturduğu bir zaman ve mekan boyutudur’ tanımlamasıdır. Geldiğimiz nokta tanımından vardığımız sonuç, ‘Yok aslında birbirimizden farkımız.’

Hala bir yolu var diyenler için bir kapı olmalı…

Süzgeç:
Değişikliklere karşı yüreğinde ‘geçici’ korkusunu barındırıyorsan, sürekli gelişimi ve öğrenmeyi başaramazsın. Yaşadığın her güzel değişimin arkasından kötü bir şey gelecek beklentisinden vazgeçmelisin.

Süzgeç:
Herşeyin arkasındaki gerçeği görmekten yorulduğum zamanlar… Karın arkasındaki ürkütücü gerçek; soğuk. Ne zaman? Ben pencereden bakarken.
Buz gibi soğuğun arkasındaki güzellik; Bembeyaz kar. Ne zaman? Ben sokakta yürürken. Güzel beyaz karın arkasındaki gerçeklik mi soğuk, soğuğun arkasındaki güzellik mi beyaz kar? Ya da her ikisi de benim mi?
Evet. Anlam bağlamla değişiyor

NE NEDİR ANLAMAK İÇİN

Acı, yemeği tatlandıran yüreği güçlendirendir…
Çekmek gerek.

Bilge, içimdeki bildiğimi ve bilmediğimi bilen; bildiğimi bilmiyor bilmediğimi biliyor gibi yaptığımda gülümseyendir. Anlamak gerek.

Cennet, yaşamın kendime duyduğum saygıyı ödüllendirme biçimidir. Varmak gerek.

Çaresizlik, o ana dek bildiğim yolların işe yaramadığını farketmektir. Geçmek gerek.

Değişim, o ana dek bildiğim yollardan farklı bir yol denemektir. Seçmek gerek.

Esaret, cesaretin olmadığı yerde karşıma çıkandır.
Görmek gerek.

Felaket, karşıma çıkanı tanıyamamamdır.
Bilmek gerek.

Gurur, boynuma dolanmış pırlanta tasmadır.
Çıkarmak gerek.

Hayal, yarınımı yaratandır.
Kurmak gerek.

Izdırap, acı sandıklarımın ardından girdiğim çilehanedir. Çıkmak gerek.

İhmal, aklımıza gelenin başımıza gelmesi için kendimize kurduğunuz tuzaktır. Kurtulmak gerek.

Jale, çiçeğin gözyaşlarıdır.
Silmek gerek.

Köz, kalbimin asla soğumayan tarafıdır.
Korumak gerek.

Lezzet, sabahtan, sohbetten, güneşten, bir eşten, dosttan, emekten, yemekten, hayattan…aldığımdır.
Tatmak gerek.

Mutluluk, aramaktan vazgeçtiğimde bulduğumdur.
Yaşamak gerek.

Niyet, başlamak için gereken, bitirmek için yetmeyendir. Düzeltmek gerek.

Oyun, hayatın ta kendisidir.
Oynamak gerek.

Özgürlük, sevdiklerimden yaptığım kanatlarımdır.
Uçmak gerek.

Perde, gözlerimize inmiş olandır.
Kaldırmak gerek.

Rüya, uyandığımda daldığımdır.
Dalmak gerek.

Sabır, beklemekten farkını, yaşamın sınavlarında anladığımdır. Öğrenmek gerek.

Şiir, en az sözle en fazlasını söyleme gücüdür.
Yazmak gerek.

Tanrı, ne zannediyorsam o olmadığını bildiğimdir.
Bulmak gerek.

Us, her ne zannediyorsam zannımı yaşatandır.
Temizlemek gerek.

Ümit, kaybetmeye kıyamadığım, devam edebilme gücümdür.
Taşımak gerek.

Vampir, başkasında aynayı göremeyen, kendini aynada göstermeyendir. Göstermek gerek.

Yalan, yaralarımızın en acıtanıdır.
Yüzleşmek gerek.

Zümrüdünka…Benim…Sensin…O . Doğmak gerek.

Süzgeç:
Bu işte bir iş var

‘Bir daha asla’ deyip tekrar tekrar yanılabiliyorsam, öğrendiklerimi anlayabiliyor ama her anlayabildiğimi öğrenemiyorsam, bu işte bir iş var… Alışamam dediklerime hem de nasıl alışıyorsam, şaşırmam deyip şaşkınlıktan küçük dilimi yutabiliyorsam, bu işte bir iş var… Bitti dediğim yerden başlayabiliyorsam, nefesimin kalmadığını düşündüğüm anda en derin nefesi çekebiliyorsam… Korkuyorum düşüncesiyle başlayıp en cesur adımlarla tamamlayabiliyorsam, bu işte bir iş var… Hiç bir gerçeğin hayali kadar güzel olmadığını bilmeme rağmen hala hayal kuruyorsam, hayallerimi süsleyenleri hayalkırıklıklarımın kahramanları olarak taşıyabiliyorsam, bu işte bir iş var… Herşeye rağmen, nasılsın sorusuna ‘iyiyim’ diye yanıt verebiliyorsam ve buna inanıyorsam,
bu işte bir iş var…

Ya ben aptalım, ya hayat böyle…

MEYDAN DAYAĞI

Ben meydanı boş bulanlardanım…
Meydanı boş bulup dalanlardanım
Arkamdan söz söyleyenlerin hepsi haklılar
Kafasına göre takılanlardanım
Herkes benden daha iyi yapar işimi
O ‘herkes’ kimse arayanlardanım…

Oltaya kim gelirse çekenlerdenim…
Balığı boş denize salanlardanım.
Gece geç saat yatanlardanım,
Aklıma geleni yazanlardanım
Meydanı doldurmaya kalkanlardanım
Boş meydanlara dayanamam, meydan okuyanlardanım…

‘İlk taşı atarım’ diye düşününler çıksın
‘Herkesten üstünüm’ diye üşütenler çıksın
Bize kaf dağından bakanlar çıksın
Meydanı boş bulandan korkanlar çıksın
Oyunu ben gibilerle kuranlardanım…