Anlamak Zorundayız…

 

 

Batı dillerinde anlamak filli durmak fiili ile köklenir, örneğin Almanca’da stehen durmak, verstehen anlamak demektir. İngilizce’de standing durmak, understanding anlamak demektir…

Anlamak zorundayız…

Anlamak zorundayız, buranın acı dolu bir yer olduğunu. Acıdan kaçamayacağımızı ama acıyı sonlandırabileceğimizi anlamak zorundayız…

Anlamak zorundayız aslında uykuda olduğumuzu, her gün uyananın yalnızca bedenimiz olduğunu, bilincimizinse daimi olarak uykuda kaldığını… Onu uyutan birşey olduğunu, o şeyin asla ama asla uyanmamızı istemediğini anlamak zorundayız. Gözlerimiz kapalı, kulaklarımız kapalı, ellerimiz, dillerimizin kapıları kapalıdır anlamak zorundayız… Boşluğa çizilen çerçeveyi kırmak zorundayız.

Anlamak zorundayız, vaktimizin çok ama çok kısa olduğunu, oyalanmak için geçirilecek saatlerimizin olmadığını, yangının gün be gün ilerlediğini ve zamanın asla geri gitmediğini, en azından bizim için…

Anlamak zorundayız, içimizdeki huzursuzluğu ve o huzursuzluğu daimi olarak görmezden geldiğimizi. Kendimizi eylediğimizi. Düşüncelerin, duyguların, hislerin ve kavramların bizim olmadığını, bize yapıştıklarını, yapıştırıldıklarını, bunların ‘biz’ olmadıklarını anlamak zorundayız…

Anlamak zorundayız, koşullara bağlı bir varoluş biçiminde debelendiğimizi ve o koşulları yırtıp geçmenin bir yolu olabileceğini ama o yolun ancak ve ancak yürüyenlere kendini göstereceğini anlamak zorundayız. Ne kafamıza düşecek bir taş var, ne boru var çalacak, ne güneş var batıdan doğacak, sadece yol var, engebeli, zorlu… Cesur olmak zorundayız.

Bize ışık tutan en ufak bir parça, bir zerre bile olsa, ona bakabilme gücümüzün olması gerektiğini anlamak zorundayız. Cesareti, şefkati, cömertliği ve alçakgönüllülüğü hatırlamak, dahası bunlar için yaşamak zorundayız. Bugün hatırlamanın zamanı olmalıdır. Unuttuğumuzu anlamak zorundayız.

Bu büyük unutmanın bizi suyun altında tuttuğunu ve aslında hayatlarımızı nefesimizi tutarak yaşadığımızı kavramak zorundayız. İşte şimdi yeniden nefes almayı istemek, çok istemek, çok çok istemek zorundayız. Ancak nefes almadığımızı farkedebilirsek ve nefes almayı istersek, çok istersek o zaman bir çıkış…

Anlamak zorundayız.

Koştuğumuzu, nereye koştuğumuzu bilmediğimizi anlamak zorundayız.

Anlamak için durmak zorundayız.

Anladığımızı sanmayı bırakmak zorundayız, hurafelerin, varsayımların kapılarını kilitleyip, anahtarını savurup atmak, yalana dolana iman etmeyi bırakmak zorundayız. En büyük yalan olan ‘Ben’e iman etmeyi bırakmak zorundayız. İman kelimesi ‘emin olmaktan’ gelir, emin misin diye sormanın vaktidir. Bunun sen olduğuna emin misin? Ya da belki; Sen kimsin?